En Duygusal Karadeniz Türküleri (2014) SET 2
En Duygusal Karadeniz Türküleri (2014) SET 2

En Duygusal Karadeniz Türküleri

YÜREK YAKAN KARADENIZ TÜRKÜLERI DİNLEYİN 2015/2016
YÜREK YAKAN KARADENIZ TÜRKÜLERI DİNLEYİN 2015/2016

Bunlar Uzun eğri burunlu Ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki Sırtı…

Karadeniz Türküsü - Bu Ayrılık Sevdiğim
Karadeniz Türküsü - Bu Ayrılık Sevdiğim

Kurban olayım kurban, Seni bana verene, Bakar bakar ağlarım, Kimsesiz pencerene……

Müthiş Karadenizli Kız - Rukiye Aykanat En Güzel 3 Karadeniz Türküsü
Müthiş Karadenizli Kız - Rukiye Aykanat En Güzel 3 Karadeniz Türküsü

Rukiye Aykanat Karadeniz Müziğine gönül vermiş , muhteşem bir sese sahip çok…

Berdan Mardini - Mardin Türküleri
Berdan Mardini - Mardin Türküleri

Berdan Mardini, Gömus kemer derinde kinasi var elinde dalal dalal kinasi var elinde dalal dalal…

Duygusal Karadeniz Türküleri 2015 /2016

Duygusal Karadeniz Türküleri 2015 /2016 için yorum yapın

Duygusal Karadeniz Türküleri 2015 /2016 Şarkı Sözleri

bunlar
uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki
sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler…

nazım hikmet

karadeniz… hırçın, asi, kabına sığmayan karadeniz… engebeli, sarp ve dik dağlarıyla, yemyeşil yaylarıyla karadeniz. bu güzel coğrafyanın tanınmamış, içine kapalı kalmış müziği ile ilgili araştırmalarımızla sizlere tanıtmaya çalışacağız.

karadeniz müziğini incelerken doğu karadeniz, batı karadeniz ve orta karadeniz olarak üç bölgede incelememiz gerekir. bu üç bölgede de halk müziğimizin farklı tınıları ve renkleri bulunmaktadır.

orta karadeniz bölümü ordu’nun doğusunda ki melet çayından sinop’un doğusuna kadar uzanır. samsun , amasya , tokat , çorum ve ordu’nun ise hemen hemen hepsini içine alır. orta karadeniz de ki müzik bildiğimiz geleneksel aklımıza gelen karadeniz müziğinden uzaktır. özellikle çorum , tokat ve amasya’da alevi halkının çok yaşadığı illerde semahların ve deyişlerin ağırlıklı olduğunu görürüz. sadece ordu’da geleneksel karadeniz müziği diğer orta karadeniz illerine göre gelişmiştir.

batı karadeniz bölümü ise kızılırmak’ın batısından başlayıp adapazarı ve bileceğin doğusuna kadar uzanır. batı karadeniz bölümünde de orta karadeniz’de olduğu gibi geleneksel karadeniz müziğinden bahsetmemiz mümkün değil. sadece 93 harbi (1877) osmanlı – rus savaşı sırasında düzce’ye muhacir olarak yerleşen lazlar kendi kültürlerini de götürmüşlerdir. genel olarak ise geleneksel formda türkülerimiz batı karadeniz’de icra edilmektedir.

karadeniz deyince her zaman insanın aklına özellikle doğu karadeniz bölgesinde yaşayan lazlar gelir. lazların tarihi urartu kralı ii. sarduri (m.ö. 764) dönemine ait kitabede kolkhis olarak geçmektedir. m.ö. vi. yüz yılda yaşamış olan bizanslı tarihçi agastias kolkhilerle lazların aynı halklar olduğunu belirtmektedir. agastias yapıtlarında “lazlar büyük ve gururlu bir halktır. eminim ki, bize bağlı kavimler arasında, böyle bol insan gücü kaynaklarına sahip olan, bu kadar ideal bir coğrafi konuma sahip olan, böylesine bolluk içinde bir yaşam biçimleri olan ve böylesine yüksek bir medeniyete ve inceliğe sahip olan, bir başka kavim daha yoktur” (agastias iii , 5.1) diyerek lazlardan bahsetmiştir.lazlardan, laz adıyla bahseden 1. yy tarihçisi plinius olmuştur. 2. yy tarihçisi, arrianus zamanında, lazlar, soxumi’den başlamak üzere trabzon’a kadar bölgede yaşamaktaydı. roma ve bizanslıların “laz” dedikleri insanlara, gürcüler ve abhaz- abazalar , “megrel” demekteydi.

m.ö. vii. yüz yıl’dan sonra yunan kolonileri karadeniz’de koloniler oluşturmaya başlamışlardı. bu kolonilerle birlikte yunan kültürü kolkheti kültürü üzerinde etkiler yapmıştır ve yüz yıllar boyu sürecek lazlarla rumların beraber yaşamalarının ilk izleri görülmüştür. kolkhaların kendi yazılı dilleri olmamasına rağmen ölen asillerin adlarının yunan harfleriyle yazılı olduğu, ayrıca yapılan arkeolojik çalışmalarda ege kaynaklı çanak çömlek , silah, araç gereç bulunmuştur.

kolkhi ifadesi bizans dönemiyle laz terimi etnik anlamı haricinde karadeniz’de yaşayan herkesi tanımlamak için kullanılır hale gelmiştir. m.s i. yüzyılda kolkheti krallığının yıkılması ile laz krallığı kurulmuştur. ilerleyen yüzyıllarda laz krallığı belirli bir ekonomik ve kültürel bir seviyeye ulaşmıştır ancak persler ve bizanslılar arasındaki süren savaşlarda rekabet alanına dönüşerek, zayıflayarak son bulmuştur. lazlar bu tarihe kadar bizans imparatorluğunun etkisinde kalmıştır. bu tarihten sonra (1204) yönetimi zaafa uğrayan bizanslılardan trabzon rum devletinin eline geçmiştir.

osmanlılılar tarafından trabzon krallığının ortadan kaldırılmasıyla (1461) lazlar bir süre bağımsız yaşamışlardır. trabzon’un fethinin hemen ardından romalı tarihçi chalcocondyles’in kayıtlarında merkezi nüfusun bir bölümünün istanbul’a kurulan yeniköy ve arnavut köye sürüldükleri biliniyor.




karadeniz müziğinde türler

karadeniz müziğinin en belirgin ve bilinen türü destanlardır (destanî). lazuri destanî (lazca destanlar) koro veya tek olarak yahut enstrümanlar eşliğinde söylenir. konuları aşk, ölüm, doğa , gurbet gibi konulardır. bazen ezgiler sabit kalmakla birlikte , sözler söyleyenin hikayesine bağlı olarak değişir. destanlar karadeniz de en yaygın olan türdür.

yine karadeniz müziğinde yaygın olan türlerden biride okobalu / meka-moka (atışmalı şarkılar)dır. toplu olarak gerçekleşen eğlencelerde gruplar arasında vokallerle söylenir. doğaçlama yeteneği daha çok olan grubun lideri görevini üstleniyor. kafiyeli sözlerle atışma şeklinde gerçekleşen okobalu / meka-moka türü türküler erkek grubu ile kadın grubu arasında yapıldığı gibi, erkek grupları ya da kadın grupları ya da tek tek kişiler arasında olabilmektedir.

kadınlar tarafından tarlada çalışırken söylenen 0şvacu kaide (mola şarkıları). dinlenme zamanlarında enstrümansız olarak icra edilen türküler grup şeklinde söylenmektedir. ezgiler geleneksel olması o ana göre de değişmektedir.

yine ölülerin arkasından söylenen ağıt olan bgara (ağlama) dır. daha çok kadınlar tarafından ölü evine topluca gidilip söylenir. grubun içinden doğaçlama söz söyleme yeteneğine sahip, etkileyici sesi olan biri ölüye "bgara" söyler, diğerleri de ağlayarak eşlik ederler.

nani (ninni) kulaktan kulağa aktırılan bu tür çocukların müzik gelişiminde etkilidir. helessa yalessa, heyamo-heymoli (iş şarkıları) erkekler tarafından iş sırasında güç toplamak için söylenen şarkılardır. heyamo-heymoli ise, eğlence ve iş şarkılarında ortak heyecan ve ritm sağlamak için söylenen şarkılardır. xoroni (horon) tulum ve kemençe eşliğinde, halka şeklinde oynanan, bir kişi tarafından yönetilen şarkılı halk dansıdır.

karadeniz türkülerinin “standart” bir formu yoktur. bu durum bölgeye ve kişiye göre değişmektedir. aynı sözlerin bir çok versiyonu bulunabilir. yörelere göre şive farkı bulunmaktadır. karadenizliler şivesinden kimin nereli olduğu bile anlayabilmektedirler.

biraz öncede bahsettiğimiz gibi aynı şiirin değişik melodilerle söylenebilir veya aynı melodiyi birkaç şiirle de görebiliriz. bazı küçük farklılıklar olabiliyor ancak genel yapısı aynı olduğu görülmüştür.

türkü sözlerinin satırları 11 heceli veya 7 heceli ayrıca bazı türkülerde 8 hecede bulunmaktadır. ayrıca tamamen serbest olabiliyor.

türküler ait olduğu yerin aynasıdır. karadeniz türkülerinde de , karadeniz insanın kabına sığmaz hareketliliği türkülere de yansımıştır. hareketli horon ritimleri eşliğinde söylenen türküler gibi aynı zamanda ağıtlarda , destanlarda kullanılan ağır ritimlerde mevcuttur. özellikle balkan ülkelerinde kullanılan ritimlerin (5/8’lik ritimler gibi) karadeniz türkülerinde de var olduğunu görürüz. ayrıca serbest ölçü almaşmasını özelliklede destanilerde görülür. 2/4 lük ve 3 / 4 lük ölçünün almaşması şiirin vurgularına göre 2 li veya 3 lü almaşması kullanılarak icra edilir. ayrıca ölçü olarak 7/8 lik 5 / 8 lik ölçüler sıklıkla kullanılmaktadır.




pontus müziği

yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi m.ö.’ye dayanan rumların, lazların, türklerin, hemşinlilerin, gürcülerin birlikte ortak bir kültür oluşturmuşlardır.

pontus müziğini değerlendirirken, trabzon değişik uygarlıklara ev sahibi olması, geçiş noktasında olması ve merkezi durumda olması trabzon’u ayrı bir yere koyuyor. pontus bölgesinin asıl kullanılan çalgısı kemençedir. pontus türkülerinde de ağırlıklı olarak geleneksel doğu karadeniz müziğinde de olduğu gibi kemençe kullanılmaktadır. diğer halk çalgıları tulum, kaval, davul ve diğer bölgelere göre az da olsa zurna da pontus türkülerinde de kullanılır.

1924 yılında lozan anlaşması sonucunda zorunlu göçe tabi tutulan rumlar karadeniz kültürünü de beraberlerinde götürmüşlerdir. karadeniz rumları kemençeyi bir kimlik olarak kabul etmişlerdir. karadenizli rumların evlerinde mutlaka kemençe bulunur. ayrıca çocuklarına horon ve kemençe kursları aldırırlar.

karadeniz rumlarının yaptıkları türkülerle doğu karadeniz türküleri aynı formdadırlar. ege bölgesindeki bazı zeybek türküleriyle de karadeniz türküleri arasında benzerlikler vardır.
pontus türküleri genelde hareketli ritimlere sahiptir. atışma ise meşhurdur. bu da doğallığında doğaçlama yeteneğini geliştirmiş bir durumdur. ayrıca ağıtlarda çokça türkülerde kullanılır. anadolu da yaygın olan halk söylenceleri de türküleri vardır. dini öğelerin kullanıldığı isa ya ve meryem’e yapılmış türküleri de mevcuttur.

mübadil olan pontus rum usta kemençecilerin başında stavris petridis gelmektedir, stavris petridis trabzon maçka doğumludur. tüm zamanların en iyi kemençecilerin olan biri olarak gösterilmektedir. ayrıca babanı gogos petridis kemençecein patriği olarak nitelendirilmiştir. nikos tiftikis de usta kemençecilerdendir. tiftikis ardaşa’nın tsibrika köyünde doğmuştur. sadece bu üç usta dışında michalis kaliontzidis, kostas teadosiodis, nikos papauramidis, gogos petridis’in öğrencisi giorgoulis kougioumtisidis, yine gogos petridis’in oğlu inanılmaz yay tekniği ile kostakis petridis usta kemençecilerdir.



karadeniz”de kullanılan enstrümanlar


kemençe

farsça kökenli bir kelime olan “kemençe” aynı dildeki “keman” (= yay,kavis) kelimesi ile “-çe (küçültme eki)” etkinin bir araya gelmesinden oluşur ve “yayla çalınan küçük saz” anlamını taşır.

orta ve uzak asya'da ve moğollarda kullanılan “ıklığ-ıklık” sazlarına kemençe veya kemançe isimlerinin verildiği bilinmektedir. ayrıca fransa'da “pochette” ingiltere'de ise “kit” adlarında kemençe ile benzerliklere sahip yaylı çalgı türü olduğu bilinmektedir. kemençe bilinen en eski yaylı enstruman olan rebap (arapça rababah) ile de akrabadır. burada önemli bir nokta karadeniz kemençesi şekli ve çalınış tarzı ile benzeri bulunmamaktadır. karadeniz kemençesi yunanistan'da “lyra” ismiyle geçmektedir.

ülkemizde karadeniz kemençesinden ayrı olarak da klasik türk müziğinde kullanılan klasik kemençe (armudi kemençe) bulunmaktadır. karadeniz kemençesi ile karıştırılmamalıdır. çalınış şekli, uslubu, akortlama sistemi çok farklıdır.

kemençe yapımı ise ayrı bir ustalık işidir. ağaç olarak daha çok erik ağacı ve ardıç (karadeniz'de porsuk olarak da biliniyor) kullanılıyor. tamamen elde oyularak yapımı gerçekleştiriliyor. 19. yy kadar teller bağırsak dan kullanılıyormuş ancak şu anda metal teller kullanılıyor. teller inceden kalına doğru zil, sağır ve bam olarak adlandırılmaktadır.




kemençenin özellikleri

baş: kemençenin saptan sonra gelen en üst kısmıdır. üzerinde akort burgularını yani kulakları taşır. tellerin takılabilmesi ve saklanması amacıyla arka taraftan içi boşaltılmış olan bu parça çalma sırasında sapı tutan ele mesnet olacak şekilde tasarlanmıştır. kemençenin bu kısmına rumlar tepe veya kifal demektedir.

sap: elin kemençeyi kavradığı kısımdır. aşağıdan yukarı doğru incelerek gelir. bunda amaç sapın avuç içine tamamen oturmasıdır. bazen ayakta çalınması zorunluluk olan bu sazın yorulmadan çalınabilmesi için sapın şekli ve ölçüleri çok önemlidir. rumlarca goula olarak adlandırılır.

gövde: adından da anlaşılacağı gibi kemençenin ana bölümüdür. içinin oyulmuş olması nedeniyle tekne olarak ta adlandırılır. aşağıdan yukarıya doğru hafif daralır. rumca adı soma'dır.

kulaklar: genellikle üç adettir. teller kulakların çubuğuna sarılarak akort yapılır. akordun rahat yapılabilmesi için kulakların burgu kısmı hafif oval yapılır. burgunun altındaki çubuk kısmının ucu tellerin kolayca bağlanabilmesi için yarıktır. teller kulaklara gelmeden önce baş ile sapın birleştiği yerdeki (üs eşiğin üstü) deliklerden geçer. karadeniz kemençesinde en üst kulağın boyu baş kısmın şekli nedeniyle diğer ikisinden biraz uzundur. rum kemençesinde ise boyları aynıdır ve otia olarak isimlendirilir.

alt eşik: tellerin kemençenin dip tarafında sabitlendiği kısımdır. orta eşik gibi seyyardır. dip tarafına geçirilen metal bir bağ ile gövdenin dip kısmındaki çıkıntıya monte edilir. rumca'da palikar olarak bilinir.

orta eşik: gergin telleri kapak üzerinde belirli mesafede tutan alt ve üst eşikler arasındaki bu seyyar mesnet halk arasında köprü (rumca gaidaron) olarak ta bilinir. yerleştirilirken ses delikleri ortalanır. tellerin üzerine oturduğu kısmı yani üst yüzeyi hafif kamburdur.

üsteşik: gövdenin üst kısmında tellerin kulaklara geçtiği yerde kapağa değmelerini engelleyecek şekilde yerleştirilen sabit destektir. hal arasında yastık olarak ta bilinir.

direk: can direği olarak ta adlandırılır. iki ses deliği arasında kapağa destek olacak şekilde yerleştirilir. üst ucu orta eşiğin bir ayağının tam altına denk getirilir. görevi titreşimi arttırarak sesi gürleştirmek ve kapağın içeri göçmesini engellemektir. rumcası stoular dır.

kapak: gövdenin oyulmuş olan üst yüzeyini tamamen kaplayacak şekilde hafif dışa bombeli diğer sazların göğüs olarak adlandırılan kısmıdır. rumca'da da kapak denmektedir ancak rum kemençesinin kapağı bombeli değil düzdür.

ses delikleri: kapağın üzerindeki dikine iki yarıktır. bu yarıklar sesin dışarı çıkmasına yardımcı olurlar. rum kemençesinde genellikle bu yarıkların alt ve üst kısmında ikişer ve gövdenin iki yanında iki olmak üzere altı delik daha bulunur ve rothounia olarak adlandırılır .

yay: rumların doksar dediği ve kemençenin boyundan biraz kısa bir çubuğa at kıllarının bağlanması ile elde edilen bu parça reçinelenmiş at kılı demetinin tellere sürtülmesi ile ses çıkarır. kıllar keman yayınki kadar gergin değil hafif sarkıktır.

klavye: sap üzerinden başlayan ve aşağıya doğru genişleyen uç tarafı bazen yuvarlak ama genellikle sivri olan ve parmakların notaları bulmak için üzerinde gezindiği parçadır. şekli nedeniyle kravat olarak ta adlandırılan bu parçanın rumca ismi spaler'dir.


çalma tekniği ve akord
kemençe hem oturarak hem de ayakta çalınabilen bir yaylı sazdır. horon ve şenliklerde kemençe çoğunlukla ayakta çalınır ve çalarken kemençenin baş kısmı sol elin üst kısmına asılır. bu çalış stilinde kemençeyi taşırken avuç içinin alt kısmından başka herhangi bir destek bulunmaz. kemençenin sapı avuç içine tamamen oturmalıdır. aksi taktirde uzun süreli çalmalarda el yorulur.

oturarak çalmada ise el dışında dizler de destek almada kullanılır. daha az yorucu bir çalış stili olmasına rağmen, horon ve şenliklerde bu şekilde çalınmaz. bunun sebebi horonu coşturanın bizzat kemençeyi çalanın olmasıdır. kemençeci horon halkası içinde oyuncularla birlikte döner. öte yanda çalınan ritim de kemençecinin oturmasına engeldir ve oturuyor olsa bile kendini kalkmak zorunda hisseder. bu doğu karadeniz ritminin doğasında vardır.

klasik karadeniz kemençesinde üç tel bulunur. doğru akort edilmiş bir kemençede teller arasında dört ses bulunur ve ince telden kalın tele doğru genellikle re, la, mi sesleri alınmaya çalışılır.

yay ise tutuş ve vuruş bakımından diğer yaylı sazlara göre farklılık gösterir. yayın sapı sağ elin baş, işaret ve orta parmakları arasına yerleştirilir. yayın tellerinin bulunduğu kısım ise yüzük parmağı ve küçük parmak arasına yerleştirilir ve çok gergin tutulmaz. yayın gidiş ve gelişinde el bilekten cansızmışçasına serbest hareketler yapar.



karadenizli kemençe ustaları

karadeniz’de yetişmiş en eski kemençe ustalardan biri halil kodalakdır. 1878 yılında görele’nin karadere köyünde doğmuştur. yine en eski kemençe ustalarından biride rizeli sadık (aynacı) dır. rize’nin yeniköy mahallesinde doğmuştur. yine eski tüm zamanların en sevilen kemençe ustalarından halil kodalak’ın öğrencisi piçoğlu osman (gökçe) görele’nin daylı köyünde doğmuştur. piçoğlu lakabı ustası halil kodalak’ın kızgınlık anında “ula piçoğlu piç” sözünden kalmıştır. mackalı hasan tunç hepimizin bildiği “divane aşık gibi” türküsünün sahibidir. 1913 yılında maçka’nın mağura köyünde doğmuştur. tabii daha nice ustalar daha doğmuştur karadeniz’de. osman genç, ferhat özyakupoğlu, bahattin çamurali, fahrettin dilaver, sinan kaya, yusuf cemal keskin ve daha niceleri. 1931 arhavi doğumlu kemençe ustası “kemençeci yaşar” yaşar turna. çok küçük yaşlarda kemençe çalmaya başlamasıyla kısa sürede ustalaştı. 1968 yılında kemençeci yaşar laz müziğine ilk büyük adım atarak türkiye’de ki ilk lazca plağı çıkardı. bu plağı gerçekten laz müziğinin önünü açan ilk gelişme olarak nitelendirebiliriz.



tulum

doğu karadeniz’in horonlarındaki vazgeçilmez halk çalgısıdır tulum. tulumun tarihine baktığımız zaman romalılar tarafından anadolu ve trakya üzerinden avrupa’ya taşındığı görülmektedir. evliya çelebi seyahatnamesinde “dankiyo tulum sazı” ve “sazende-i dankiyo düdüğü” olarak tanımlamıştır ve trabzon lazlarının icat ettiğini bildirmiştir. tulumun en yoğun ve tek enstrüman olarak kullanıldığı bölge hemşinlilerin yaşadığı rize’nin hemşin, çamlıhemşin ve erzurum’un ispir ilçesidir. ayrıca çayeli, pazar, ardeşen, fındıklı, arhavi, hopa, şavşat ilçelerinde de kullanılmaktadır. gürcüler tarafından da geleneksel enstrüman olarak kullanılmaktadır.

tulum pontus rumcasında zimpona, bulgaristan da gayda, makedonya da gajde, ermenice parakapzuk, gürcüce gudastvri, çerkezce shuvyr, azerice tulug olarak geçmektedir.
tulum’un balkan yarımadası ve iskoçya’da kullanılan gaydadan en önemli farkı pes sesleri kontrol edebilen boruya sahip olmamasıdır.

oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar son kısımlardan kesilir (çevrilip ters bağlandıktan sonra) kesit bağlamışı daha iyi görünür. ön ayaklardan birine tahta boru (lülük) arka ayaklardan birine de nav bağlanır. böylece tulum dediğimiz alet meydana gelir. lülük'ten (dudula=ağızlık üfleyip tulum şişirilir. üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün (dudula) ağzını dili ile kapatılır tulum çalan kişi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü bile söyleyebiliyorlar.) sıkışan hava mecburen, nav içinde bulunan çimon/çibu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. ekseriyetle çibular yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler nav'ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarım oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir. çimon/çibular, nav içinde ikiden fazla da olabilirler. her birinin sesi tulumcunun ustalığına göre ayarlanır. tulumdaki kısımlara biraz daha açıklık getirelim;


çimon-çibu: kamış veya tahıl sapı boğum yerinin bir tarafından diğer tarafın dıştan boğum yerinden içten kesilir. bu uçta boğum yeri kalacağından kapalıdır, diğer uç açıktır. 16–17 cm. boyunda bir boru elde edilmiş olur. açık uç hafif meyilli olarak düzeltilir. kapalı kısma doğru borunun bir kısmı çakı ile inceltilerek sesin hava geçişi ile temini sağlanır. bu borunun üçte bir kadarı üste kalması şartıyla ikişer santim arayla delikler açılır. böylece yapılan çimonlar bu şekilde yan yana bağlanıp navın içine yerleştirilir. çıkan sesler birbiri ile tam manası ile uyumlu olmayabilirler.


nav: farsça’da iyi oyulmuş odun manasına gelmektedir. navlar hafif kıvrık boynuzu andırırlar. odundan veya şemsiye sapının yarım daire bölümünden yapılırlar. aslında iç bükey bir teknecikten ibaret olup çimon/ çibu'lar içine yerleştirilir.

kardasın: navın son kısmındaki boynuza verilen isimdir.


goda: tulumdan üflenen eğri boruya denir.



teknik özellikler

tulumda aktif olarak kullanılan beş tam ses vardır ve oktavı yoktur, koma sesi vardır. son zamanlarda altı sesli tulumlar denenmiş fakat pek başarı sağlanamamıştır. tulumun ses tonu "si" "la" "sol" karar sesiyle, tınısı güzel olan ses elde edilir. diğer ses tonlarında tulum istenilen sesi vermez. tulumun orijinal sesi "si" ve "la" dır.


duduk (ağızlık): tulumu şişirmek için kullanılan dudula; yuvarlak bir ağacın içi delinerek yapılır. hava geriye kaçmasın diye de, iç taratma naylondan bir kapak yapılarak raptiye ile tutturulur.


gövde (deri kısmı) : tulumun gövdesi genellikle keçi derisinden yapılır. keçinin özellikle bir yaşında olmasma dikkat edilir. çünkü bir yaşından küçük olan keçilerin derişi yumuşak (taze) olduğundan çabuk deforme olur. keçi kesildikten sonra derişi çok dikkatli bir şekilde delinmeden tulum olarak çıkartılır. suyla karışık ateş külünde 2-3 gün bekletildikten sonra tüylerin dökülmesi sağlanır ve tabaklama işlemi yapıldıktan sonra baş tarafı ve arka kısmı içeri gelecek şekilde tersten sıkıca bağlanır. ön ayaklarının birine dudula bağlanarak şişirilip asılır. kuruduktan sonra sürekli yumuşak kalması için badem yağı ya da gliserin sürülür. (yağ ile bakım yapılmadığı sürede deri kuruyup çatlar ve hava kaçırır, bu yüzden tulum özelliğini yitirir.) tulumun cephesinin güzel görünmesi için üzerine değişik renk ve desenlerle kılıf yapılır.

nav (ses veren kısmı) : tulumun en önemli kısmı nav'dır. nav özellikle şimşir ağacından yapılır. yaklaşık 40 derece eğri şimşir ağacının içini düzgün bir şekilde oyduktan sonra analıklar dediğimiz delikli 10 mm. çapında boruları ve kamıştan özel olarak yapılan çibun dediğimiz sipsileri özenle ve düzgün şekilde nav'a yerleştirilir. burada önemli olan iki adet sipsinin de aynı sesi vermesidir. analıklarda 6 mm. delinmiş 5 adet çift sıra delik vardır ve yan yana olan bu deliklerden çıkan seslerin aynı ayarda olması şarttır aksi taktirde ses bozuk çıkar. sesler ayarlandıktan sonra nav'ı tulumumuzun diğer koluna bağlıyoruz ve tulumumuzu şişiriyoruz. hava tazyiğinden doğan güçle sipsilere gelen baskı sesin çıkmasına yol açar, parmak vuruşları ile ses notalara dönüşür. iyi tulum çalabilmek için müzik bilgisinin yanı sıra iyi bir kulağa ve kuvvetli nefese sahip olmak gerekir.

yine karadeniz de kullanılan kemençe ve tulum kadar olmasa da trabzon’da köprübaşı ve çaykara ilçeleri ve hopa kemalpaşa bölgesinde kullanılan kaval geleneksel müzik enstrümanı olarak horonlara eşlik çalgısıdır. kaval ustası kerim aydın’ın çıkardığı kaval ile otantik karadeniz müziği albümü kavalın karadeniz müziğinde ki yerini açıkça göstermektedir. yine ülkemizin bütün bölgelerinde kullanılan karadeniz’de de kemençe’ye tulum’a eşlik çalgısı olarak kullanılan davul bulunmaktadır.



günümüzde karadenizli sanatçılar

uzun yıllardır ülkemizde karadeniz müziğini, karadenizi tanıtmaya çalışan sanatçılar yetişmiştir. ancak son dönemde karadeniz müziği daha çok tanınmaya ve sevilmeye başlamıştır.

karadeniz müziğini tanıtan ilk isimlerden biri kamil sönmezdir. 1947 yılında ordu perşembe doğumludur. ankara devlet konservatuarı opera şan bölümünde okuyan kamil sönmez daha sonra avni dilligil tiyatrosunda, ankara sahnesi ve ankara kardeş oyuncular tiyatrosunda çalışmalarını sürdürmüştür.

ilk plağı olan “ince memed – hekimoğlu” zülfü livaneli’nin yapımcılığından çıkmıştır. daha sonra ise karadeniz türkülerinde önemli bir yere sahip olmuştur.

yine o dönem karadeniz türküleriyle büyük beğeni toplayan zinnet sönmez de karadeniz türkülerini geniş kitlelere ulaşmasını ve sevilmesine neden olmuştur. ilk plağını 1959 yılında çıkararak ciddi satış rakamlarına ulaşmıştır. ayrıca süreyya davulcuoğlu da o dönem çıkan karadeniz türkülerini seslendiren sanatçılardandı.
misiri kuruttun mi, ula ula niyazi’ gibi türküleriyle karadeniz müziğinin önemli bir yere sahip olan erkan ocaklı 40 a yakın albüm yaptı. yaptığı türkülerle kısa sürede popüler oldu ve albüm satışları ciddi rakamlara ulaştı. ancak bir dönem sonra karadeniz türkülerini poplaştırarak söylemesi o ruhu bozduğu söylenebilir.

karadeniz müziği’nin 80 sonrası ilk temsilcilerinden olan fuat saka ilk albümünü 1982 yılında “yıkılır zulmün kaleleri” ismiyle çıkardı. daha sonra “ayrılık türküsü” ve nazım hikmet’in şiirlerini bestelediği “kerem gibi” albümlerini çıkardı. uzun yıllar yurt dışında yaşayan fuat saka kendine özgü bir tarz yaratmaya başlamıştır. fuat saka özellikle lâzutlar serisi ve demir gökgöl’le yaptığı nazım hikmet’in şiiri arhavili ismail albümleri karadeniz müziğini bütün olarak ele alıp karadeniz insanın duygularını düşüncelerini seslendirmişlerdir.albümler lazca, türkçe, özgün ve başarılı çalışmalardır.

şarkılarında kullandığı caz’ın deneysel ve doğaçlama özelliklerini karadeniz müziğine ile başarılı bir şekilde uygulaması, düzenlemelerde ki başarısı göz ardı edilmemelidir. özelliklede karadeniz müziğini önemsemeyen ve onu yozlaştırmaya çalışan bakışa karşı çıkan ilk albümleri yapması ayrı ve olumlu bir yapıdır.

90’lara kadar karadeniz müziği sessiz ve sadece yöresel olarak ilerliyordu. 90’lardan sonra ise yeni gruplar ve sanatçılar çıkmaya başlamıştır. bu grupların en başında gelenlerden biri zuğaşi berepe (denizin çocukları) lazca sözlü rock yapan müzik grubu geliyordu. 1992 yılında m.ali barış beşli’nin, kazım koyuncu’nun ve metin kalaç’ın lazca politik rock müzik yapma fikri üzerine ‘şku (biz)’ adıyla kurulur ve daha sonra zuğaşi berepe ismini alır.
ilk albümleri “va mişk’unan (bilmiyoruz) “ 1995 yılında yayınlanır. albümdeki rock motifleri ve yürüyüşlerine tulum ve kemençe eşlik eder. ayrıca politik şarkılarda albümde yer alır. “ernesto” , “oxoşk’va do oropa şeni” adlı şarkılar yer almkatadır. ayrıca “avlaskani cuneli (avlun güneşli)” gibi laz şarkılarıda yer almıştır. 1998 yılında konser kayıtlarından oluşan “bruxel – live” isimli bir albüm ardından da “igzas ( yürüyor) “ adlı bir albüm çıkarırlar. zuğaşi berepe bu albümden sonra dağılmıştır ancak karadeniz müziğinde köklü bir yenilik getirdikleri ve bir oluşum yarattıkları kuşkusuzdur.

yine 90’ların başında çıkan bir başka isimde volkan konak'tır. istanbul teknik üniversitesi türk müsikisi devlet konservatuarını bitiren volkan konak ilk albümünü 1993 yılında “efulim” ismiyle çıkarmıştır. bu albüm karadeniz de beğeni toplamış bir albümdü. ardından da bir yıl sonra 1994 yılında “gelir misin benimle” isimli albümünü çıkardı. daha sonra ise sırası ile ”volkanik parçalar” , kendi müzik firmasından “pedaliza” ,“şimal rüzgârı” , “maranda” ve 2006 yılındada son albümü “mora”yı sunmuştur. bazı albümlerinde poplaşması ayrıca özüne aykırı biçimde türküleri söylemesine rağmen volkan konak karadeniz müziğinde önemli bir isimdir.

uzun yıllardır beraber yaşamanın kültürü ile gürcü müziğinin etkileri görülmektedir. otantik çoksesli halk müziği ve enstrümantal müzikleriyle gürcü halkının müzikal yetenekleri , o bölgeyi de etkilemiştir. çok sesli halk müziği dünyada çok az olarak halkların müziğinde yer almaktadır ancak gürcü müziğinde etkin biçimde bulunmaktadır.

ilk albümü "horona çağrı"yı 1998 yılında çıkaran bayar şahin , karadeniz müziğinin güzel renklerini uzaklardan alıp getirmiştir. ana dili olan gürcüce – türkçe seslendirdiği şarkılarla sevilmiştir. “rüzgara” ,”bani” , “cilveloy” ve “naila” isimli albümleri çıkarmıştır.

ülkemizde gürcü müziğini tanıtmak için uğraş veren iberya özkan “kafdağı müzik topluluğu” ile karadeniz’in bu çok sesli müziğini dinleyicilere ulaştırmıştır. kalan müzikten çıkan kafdağı’ndan ezgiler ve kafdağı’ndan anadolu’ya albümleri ile ayrıca verdikleri konserlerle gürcü müziğinin ülkemizde tanıtmaya devam etmektedirler.

1997 yılında ilk albümü “heyyamo” ile müzik severlerin karşısına çıkan birol topaloğlu karadeniz müziğini gerek derlemeleri gerek kendi besteleri, yurt içi ve yurt dışında katıldığı festivallerle katkısı gerçekten azımsanmayacak kadar çoktur.

küçük yaşlarda bağlama ile müziğe başlayan birol topaloğlu daha sonra kemençe, tulum ve çonguriye yönelmiştir. sırasıyla “heyyamo” , “aravani” arşiv ve derleme albümü olan “lazeburi” ve geçtiğimiz aylarda “ezmoce” isimli dört solo albüm çıkarmıştır. birol topaloğlu özellikle yaptığı derlemelerle karadeniz’in o zengin kültürü içindeki türküleri tüm ülkemize ayrıca yurt dışına taşımıştır. kapitalizm bizim kendi kültürümüzü yok etmek için saldırırken, böyle çalışmalarla yok sayılan bir halkın türkülerini köy köy dolaşarak bulup çıkarmak önemli bir çalışmadır.

25 haziran 2005 yılında aramızdan ayrılan karadeniz müziğine yeni bir ses getiren ve insanlara karadenizi herhangi bir popüler olma çabası içinde olmadan olduğu gibi yansıtan kazım koyuncu.
artvin’in hopa ilçesine bağlı ponçol köyünde doğan kazım koyuncu’nun onun türküleriyle büyüdüğü belkide ilk müzik öğretmeni üstadım diye nitelendirdiği yaşar turna’dır.

ilk müzik grubu 1992’de kurulan “dinmeyen” adlı grubuydu. bir yıl sonrada zuğaşi berepe’yi kurmuşlardır. 1999 yılında zuğaşi berepe dağıldıktan sonra salkım söğüt serisinin 2. albümünde 3 parça ile yer almıştır. daha sonra ilk solo albümü “viva” yı çıkardı. bu albümde lazca,megrelce, hemşince ve türkçe şarkılar yer almaktaydı. özellikle megrel halk türküsü olan “didou nana” büyük beğeni toplamıştır.

ancak asıl yurt çapında tanınması karadenizli iki aile arasında yaşanan olayların anlatıldığı bir dizinin müziklerini yapmasıyla oldu. 2004 yılında 2. solo albümü “hayde”yi çıkardı. ölümünden sonra daha önce konserlerde söylediği ve daha önce söylenmemiş şarkılarından oluşan “dünyada bir yerdeyim” isimli albümü halkevleri tarafından çıkarılmıştır.
kazım koyuncu özellikle kendi kültürünü, dilini yaşatmak için bunların yeryüzünden silinmemesi için çabalamıştır. inandığı değerler için yaşamış ve bunu da karadeniz’e sunmuştur. karadeniz müziğini geniş kitlelere tanıtmış ve sevdirmiştir. laz halkının kurtuluşunun sosyalizmde olduğunu savunmuştur.

çıkardığı albümlerinde karadeniz türkülerine yer veren efkan şeşen kendi bestelerinden oluşan ve geleneksel karadeniz müziği ile yorumuyla oluşturduğu “pekte tanınmayan karadeniz” isimli bir albüm çıkarmıştır.

geçtiğimiz aylarda hikmet akçiçek tarafından yayınlanan “vova” albümü bir ilktir. sadece hemşince söylenmiş tek albüm olan vova o hemşinin doğasını ve ruhunu yansıtan ezgilerden oluşmaktadır.

rize pazar ilçesi, haçabit köyü doğumlu olan gökhan birben yeni nesil karadeniz müziğinde kendi besteleri ve yaptığı derlemelerle tanınmış ve sevilmiştir.

karadeniz müziğini caz yorumuyla senem diyici “tell me trabizon” ve “takalar” isimli albüm çalışmaları yapmıştır. geleneksel karadeniz müziğini caz yorumuyla seslendiren senem diyicinin bu albümleri farklı bir çalışma olarak karadeniz müziğinde yer almıştır.

“zifona” isimli ilk albümü ile dinleyicilerin karşısına çıkan karadeniz müziğinin son dönemde ki isimlerinden erdal bayrakoğlu güçlü sesi ile yer yer sert rock yorumuyla ilgi toplamıştır.
Stats